Haftalardır çok konuşulan, hem okuyup hem izlediğim Hamnet üzerine birkaç söz edeceğim. Ama peşinen söyleyeyim: Sevmedim.
Hamnet, çoğu yerde söylendiği gibi Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünü anlatmıyor. Roman, Agnes’in hayatındaki dönüm noktalarını ve bunların en büyüğü olarak oğlunun kaybını merkeze alıyor. Kitabın birinci bölümü Agnes ve Shakespeare’in karşılaşmalarından öncesini, karşılaşmalarını ve bir aile olmalarını; ikinci bölümü ise oğullarını vebada kaybetmelerini anlatıyor. Asıl çarpıcı olan bu ikinci bölüm: Bir annenin yasını, dünyasının nasıl yerle bir olduğunu, bir babanın ise yasla mücadele biçimi olarak yaratıcılığa nasıl sığındığını anlatıyor. Kitap benim için bütünüyle Agnes’in hikayesi; filmse ziyadesiyle Shakespeare’in. Peki ya Hamnet/Hamlet?
Evet, ortada bir Shakespeare var. Ama romanda adı hiç geçmiyor. Ne William ne Shakespeare… “Agnes’in kocası”, “Hamnet’in babası.” Yazar bu vurgudan özellikle kaçınmış, çünkü bu hikayenin öznesi Shakespeare değil. O'Farrell, odağı ısrarla Agnes’te tutuyor. Annesinden ona, ondan kızlarına aktarılan sezgisel bir miras, neredeyse doğaüstü bir güç var bu kadının hikayesinde. Tüm bunlar, erkek merkezli tarih anlatısına sessiz ama güçlü bir itiraz gibi. Buna rağmen sinemada yazarın tam da bu itirazı görmezden gelinmiş!
Filmde ana karakter açıkça Shakespeare. Popüler kültür kadın hikayesinin değil, Shakespeare mitinin peşinde. Bu yüzden filmin son bölümünde Hamlet sahneleniyor; biz vebadan ölen gerçek çocuğa -Hamnet’e- değil, kurgulanmış trajediye -Hamlet’e- ağlıyoruz. Kitapta sessiz, mesafeli, 16. yüzyılın erkek modelini taşıyan bir baba varken; filmde sanatının görkemi içinde acısından beslenen, neredeyse modern bir sanatçı figürü izliyoruz.
O’Farrell’in dili şiirsel, duyusal ve duygusal. Benim için fazla duygusal hatta. Sahne sahne, dokunarak anlatıyor. Okurken zihnimde çok güçlü imgeler oluştu; bu yüzden beyaz perdede bazı sahneleri görmeyi özellikle bekledim. Olmayınca hayal kırıklığına uğradığım yerler bile oldu.
Film de kitaptan bağımsız düşünüldüğünde etkileyici bir dram: doğa çekimleri, atmosfer, görsel metaforlar oldukça başarılı. Ancak Agnes’in Shakespeare öncesi hikayesinin neredeyse tamamen konu dışı bırakılması, benim için eksik bir anlatı yarattı. Kitabı okumamış bir izleyici için de metaforların fazla kapalı olduğu kanaatindeyim.
Uyarlama meselesini bir kenara bırakırsam, romanda zaten duygusal yoğunluk benim için fazlaydı. Çok duygu, çok tasvir, çok yas… Özellikle ilk 100 sayfadaki detaylar beni çok yordu. Melankoli öylesine yoğun ki, nefes almak için araya başka kitaplar alarak 1 ayda bitirebildim.
Her zaman trajik bulduğum ve etkisinden kolay çıkamadığım Hamlet'i yeniden sahnede izlediğimde, ne hissedeceğim merak ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder